Keçi Heykeline Saldırı Ve 2000 Yıllık Trajedi!

Heykeltıraş Gönül Nuhoğlu'nun bir keçi heykeli, satanizmi çağrıştırıyor gerekçesiyle radikal dinci grupların saldırısına uğradı. Binlerce yıl önce ilkel toplumların yaptığı gibi.

Keçi Heykeline Saldırı Ve  2000 Yıllık Trajedi!

Tiyatro bu topraklarda doğdu.
Bakın Akdeniz ve Ege kıyılarındaki antik kentlere, onlarca tiyatro göreceksiniz.
Bizim Knidos'ta bile iki tane var.
Şimdi doğduğu bu topraklarda yasaklanıyor tiyatro.

Tiyatro, Dionysos şenliklerinde(bağbozumu)toplumun en yaygın eğlence etkinliğiydi.
Genelde trajediler sergilenirdi.
Sahnede onlarca kişiden oluşan koro, tanrının ona bağlı kölelerini simgeliyordu. 
Mitolojide tanrının çevresinde hep doğanın yabancı güçlerini temsil eden keçi ayaklı satyrler bulunduğu için oyuncular keçi derisinden yapılmış giysilerle sahne alırdı.
Bu yüzden Trajedi veya tragedya sözcüğü antik yunanca "keçi türküsü" anlamına gelir.
Bir ağlatıdır. 

Ah bu keçiler.
Ne sevimli, ne faydalı canlılar.
Onlar olmasaydı, belki de her sabah keyifle içtiğimiz kahveyi keşfedemeyecektik.
Keçi deyip geçmeyin.
Eti de, sütü de, derisi de hem faydalı, hem değerli.
Ayrıca pisliği de.
Düşünsenize, keçi bokunun kilosu yaklaşık 50 lira.
Çuvalla alırsan, 600 lira.
Bizim burada millet bahçesine keçi boku alabilmek için birbiriyle yarışıyor. 

Ama ne ilginç değil mi?
İnsanoğluna bu kadar yararı olan bir canlı yüzlerce yıl günah kavramı ile eş tutuldu.
Antik çağdan bu yana dünyanın hemen hemen tüm kültürlerinde bir deyim var mesela.
"Günah Keçisi."
İngilizler Scapegoat diyor, Almanlar Sündenbock, İspanyollar Chivo Expiatorio.
Günah Keçisi, suçsuz olduğu halde başkalarının suçu üzerine yüklenilen kişi ya da topluluklara deniliyor.
Neden?
Keçilerin insanların günahlarının karşılığı olarak sembolize edilmelerinin bir nedeni olmalı. 

Yunan Mitolojisinde çobanların ve kırların tanrısıydı Pan.
Cinselliğin ve arzuların da simgesiydi.
Yarı insan, yarı keçiydi.
Bazen keçi ayaklı, bazen keçi kafalı betimlendi.
Bugün panflüt dediğimiz yedi kamışlı bir müzik aleti çalardı.
İnsanlar kendisine yaklaştığında çığlık atarak herkeste büyük panik yaratırdı. 
Bugün tıpta kullanılan "panik atak" deyimi de bu söylenceden gelmekte.
İnsanların yüreğine korku saldığından sevilmedi, cinselliğe düşkünlüğü nedeniyle de suçlandı. 
Zavallı keçiler bu Pan yüzünden asırlardır neler neler çektiler. 

Yahudilerin Kefaret Günü ayinlerinde bütün toplumun günahları bir erkek keçiye yüklenirdi. Bu keçi  Azazel adlı kötü ruhu yatıştırmak ve Yahudi kavmini günahlarından arındırmak için Kudüs dışında bir uçurumdan aşağıya atılırdı. 

İlk tek tanrılı kitap olarak gösterilen Tevrat'ta Levililer'de şöyle diyor.
"..ve Harun iki elini canlı teke başı üzerine koyacak ve İsrail oğullarının bütün fesatlarını ve bütün günahlarını, bütün suçlarını açıklayarak bunları tekenin başına aktaracak ve hazırlanmış bir adamın eliyle onu çöle salıverecek ve keçi onların bütün fesatlarını kendi üzerinde ıssız bir diyara taşıyacak."

İncil'de de buna benzer bir ayet var.
İslamda da radikal gruplar, zina yapan kadınların taşlanarak öldürülmesini isteyen recm ayetlerini yediği inancıyla keçileri çok sevmezler.

Bundandır belki de İstanbul Feshane'deki keçi heykelinin kırılmasının nedeni de.
Bu yobaz saldırı birkaç gün önce yaşandı.
Heykeltıraş Gönül Nuhoğlu'nun bir keçi heykeli, satanizmi çağrıştırıyor gerekçesiyle radikal dinci grupların saldırısına uğradı.
Binlerce yıl önce ilkel toplumların yaptığı gibi.

Ah bu sevimli keçiler.
2000 yıldır insanoğlundan neler neler çektiler.
Acaba bunun nedeni yukarıda yazılanlar mı, yoksa başka bir şey mi?
Dini inançlar ve egemenler otoriteye bağlılık ister. 
Otoriterlik kayıtsız bir biat,  sıkı bir itaat, kurallara ve emirlere sorgulanmayan bir bağlılık ve  dünyaya siyah beyaz olarak bakılmasını ister.
Oysa keçiler otoriteye kolay kolay boyun eğmezler.
İlk evcilleştiren hayvanlar olmasına rağmen özgürlüklerine düşkündürler.
Koyunlar gibi güdülmezler, doğada özgür beslenmek isterler.
Özgürlüklerini korumak için gerekirse saatlerce inat ederler.
İnatçı Keçi sözü boşuna söylenmedi.
İnsanoğlunun yüzyıllarca keçilere bu kadar hakaret ve zulüm etmesinin nedeni bu özgürlük isteği olabilir mi?
Malum, köleler özgür olmak isteyen kölelerden nefret ederler.