Hasan Tahsin Kocabaş yazdı: İnadına Cumhuriyet!
Hasan Tahsin Kocabaş, Cumhuriyet'in ilanının 98. yıldönümünde "İnadına Cumhuriyet" yazısını kaleme aldı.
İNADINA CUMHURİYET!
Cumhuriyetim Bayramı. Biricik Cumhuriyetimiz 98 yaşında… İnadına, inadına ve “meşrutiyetleştirilmek” istense de kutlu olsun Cumhuriyetimiz.
Önce, bu topraklarda doğup ve doyup, bu topraklara hainlik etmeyenler dışında, halkımı yoksullaştırıp elin oğlunun üç kuruşuna muhtaç etmeyenler dışında herkesin bayramı kutlu olsun! Neredeysen, ne sıkıntın varsa, neye ihtiyacın varsa bugün, koy bir kenara ve elinden geldiğince Cumhuriyet coşkusunu yaşa! Cumhuriyetin sana yüklediği “yurttaş” olma sorumluluğunu hisset. Başını dik tut bugün! 98 yıl önce cumhuriyeti kuranlar bal börek yiyerek, yeşil dolarları savurarak kurmadı cumhuriyeti! Yoklukla, yoksullukla, çaresizlikle, ihanetle, kalleşlikle, eğitimsizlikle, mandacılıkla savaşa savaşa kurdu! Kanla kurdu, unutma sakın bunu kanla! Boynuna köle zinciri takılmak üzereyken kurdu. Sen bugün sokaklarda özgür dolaşasın diye kurdu. Camilerde özgürce namaz kılasın diye kurdu. Bizim Cumhuriyetimiz, eli kanlı emperyalistlerin ve ruhsuz onursuz yerli işbirlikçilerinin himmetiyle de kurulmadı. Savaşa savaşa can pahasına hakla kuruldu!
Bugün ne kadar hasretiz Gazi Paşa’ya...
“Ah keşke başında kalpağıyla yine binse Bandırma’ya” diye geçiriyoruz değil mi beynimizden? Oysa Gazi Paşa öldü, silah ve kader arkadaşları da öldü. Ama özellikle gençliğe bıraktığı cumhuriyet tam 98 yaşına bastı bugün. Bu geçen 98 yılda özellikle de son 20 yılda nereden nereye geldik?
Nereden nereye getirildik, nereye götürülüyoruz, nereye gidiyoruz hep birlikte?
Bin bir bela, dert, kaygı, kuşku, belirsizlik, karamsarlık, azalan umut, sönen coşku, içi boşalmış yüce hayaller? Öyle mi?
HAYIIIR!
Şairin biri bir zamanlar demiş ki “vatanın bağrına düşman dayamış hançerini, yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?” Azgın işgalcilerin topları payitahta döndürüldüğü gün, genç bir general toplara bakmış, bakmış, bakmış. Ve demişti Samsun’a doğru yola çıkmadan bir gün önce arkadaşlarına : “VATANIN BAĞRINA DÜŞMAN DAYASIN HANÇERİNİ! BULUNUR KURTARACAK BAHTI KARA MADERİNİ !”
Varsın gırtlağımıza kadar borçlu olalım el âleme, varsın binlerce yıllık tarihimiz, ulusal onurumuz “oyuncak” edilsin yüzsüzlerin ve arsızların elinde, varsın hala birileri “manda” hayalleri kursunlar, varsın demokrasiyi kendi kara düşüncelerine basamak yapanlar prim yapmış gibi görünsünler ortalarda, varsın bereketli Anadolu topraklarının efendileri açlık sınırında yaşasınlar bir süre daha...
Yüreğimiz buruk, gözlerimiz yaşlı, onurumuz kırık, cüzdanımız boş. Ama bugün Cumhuriyet Bayramı!
Cumhuriyeti ilan edenler bizden farklı değillerdi, inanın! Her şeye karşın kendinize güvenin, bayrağınıza sarılın, Gazi Paşa’yı hatırlayın... Çocuklarınıza onun ateş ateş bakan gözlerini anlatın. Hedef olarak gösterdiği Akdeniz’i anlatın. Kutlayın bugünü, ne olursa olsun kutlayın. Her şeye rağmen pırıl pırıl gençlerimiz var, namuslu annelerimiz, onurlu babalarımız var. Tüm kirlenmişliğine rağmen halkını düşünen siyasetçilerimiz de vardır mutlaka!
Yaşasın Cumhuriyet diyebilmek…
Derken ağız dolusu söylemek…
Ekim ayı girdiğinde göğüslerin kabarması, sokaklarda daha bir “dik” yürüyebilmek…
Yahu kolay mı?
Dünyaya kafa tutmuşsun “Cumhuriyet’le”…
Tam “bu kez bitirdik bunları” dedikleri anda yeni bir devlet, yeni toplum, yeni heyecan…
İlk on yılın coşkusu ve “Onuncu yıl” marşı…
Şaka değil be millet, gerçekten “açık alınla” çıkmıştık…
Sonra “Ebedi şefin” kaybı…
Sonra arka arkaya gelen tuzaklar, darbeler, tezgâhlar, oyunlar…
Bugünün derdi “bugün” değil ki… Belki yanlış yerde arıyoruz “yanlışları” ihanetleri…
Gazi Paşa göçer göçmez başladı “oyun”…
Hepimiz “sözde” Cumhuriyetçi, Atatürkçü olacağız lakin yaşamlarımız, yaşam biçimlerimiz “özümüz” değişecek… Oyun buydu… Son 98 yılda olan bitenleri gözden geçirebilsek, öğrenebilsek, anlayabilsek, tartışabilsek?
Ama aramıza “bizden” olmayanları almadan “biz bize” tartışabilsek…
Tartışabilsek de “rol kesmesek”…
Cumhuriyet’te “birleşebilsek” tıpkı “kurtuluşta” birleştiğimiz gibi…
Anadolu’nun çıkarını “başkalarının” çıkarının hatta bireysel çıkarlarımızın “üzerinde” tutabilsek…
Çocuklarımıza dünün şerefini masal gibi değil “yaşandığı” gibi aktarabilsek okullarda…
Doğuyla batının, kuzeyle güneyin birliğini Cumhuriyet’te, inançta, ülküde kaynaştırabilsek…
Laf olsun kutlamalarından önce bir özeleştiri yapsak?
Olaylara, hayata “farklı” baksak da “Cumhuriyet” temelinde buluşsak…
“Ben”cilikten önce “biz”ciliğin farkına varsak…
Birbirimizin paçasından tutup dibe çekmekten vazgeçsek…
“Barika-i hakikatin müsademe-i efkârdan doğduğuna” inansak…
Sonra da “kutlasak” hatta “coşsak” hatta “eğlensek” ama “gurur” duysak daha anlamlı olmaz mı?
Bugün 1923 – 1933 heyecanını yaşamıyoruz. Unuttuk mu, bilmiyor muyuz bilemem? Ama balkonlarımıza, arabalarımıza, meydanlara, iş yerlerine astığımız şanlı bayrağın kırmızısının “ne olduğunu” hatırlamamız lazım. 29 Ekim “festival” ruhuyla değil “özeleştiri” mantığıyla geçmeli ve “bir günde de” kutlanmamalı!
Son 98 yılın tüm tezgâhlarına, tuzaklarına, sefaletimize, cehaletimize, aymazlığımıza, bencilliğimize rağmen hepinizin…
Ayrımsız hepinizin…
Partili partisiz 7’den 70’şe tüm Anadolu’nun Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun…
Umalım ki, dileyelim ki her şeye rağmen, gelecek 29 Ekim’ler, yaşadığımız “bugünü” aratmaz!



